Mİnnesota İslam Üniversitesi Eğitim Kültür Yayınevi, Ankara, 2025
Dünya hayatı, ahiret hayatına kıyasla önemsiz ve değersizdir. Çünkü bir tarafta ebedi sonsuzluk diğer tarafta kısa süreli bir yaşam. Bir tarafta Allah’tan bağışlanma ve hoşnutluk diğer tarafta şiddetli bir azap. Kur’an-ı Kerim dünya hayatını; “
َْ مْوَالِ وَالْ
َْ نَّمَا الَْْيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِِ الْ
َ
اعْلَمُوا أ وْلََدِ كَمَثَلِ غَيْ ث
عْجَبَ
َ
أ الْكُفَّا ر نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهِي ج فَتَََا هُ مُصْفَرًّ ا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامً ا وَفِ الْْخِرَة عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَة م نَ الَّلِّ وَرِضْوَا ن وَمَا
الَْْيَاة الدُّنْيَ ا إِلََّ مَتَاعُ الْغُرُو ر / Bilin ki dünya hayatı bir oyun, eğlence, süs, aranızda bir övünme, mal ve evlât çokluğuyla yarışmadır. Tıpkı ürünü çiftçilerin hoşuna giden bir yağmur gibi. Sonra o ürünün kuruyup sarardığını, çer çöp olduğunu görürsün. Ahiretteyse çetin bir azap ve Allah'ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı al-datıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir” şeklinde tanımlar. Dünyayı bu şe-kilde bilme ve tanımanın adı zühddür. Bu şekilde dünya gerçeğini bilene de zâhid / zühhâd (زاهدٌ / زُهاد ) denir. Dünyevi değerler de ahiret değerlerine oranla böyledir. Dünya ve içindekilerin, Allah katında bir sineğin kanadından bile daha değersiz olduğunu Hz. Peygamber haber vermektedir. Buradan hareketle dünya ve için-dekilerin ahiret ve içindekilere oranla son derece değersiz ve önemsiz kaldığı görülmektedir.
İnsanın tüm faaliyetlerinin konusu olan ekonomi İdris as geleneğinde (Hermes / Xenephon, Ekonomique) ev yönetimi demektir. Kâbe-i muazzama insan için konulmuş ilk ev olunca (أول بيت وضع للناس ) dâr-ı dünyanın, dâr-ı ukbâ değerle-riyle (din) idaresi makro ekonomiden de öte evrensel ekonominin konusu olmak-tadır. Kainât değerleriyle dünyanın yönetimi demek olan zühd, önceki peygam-berlerden beri devam edip gelen bu ekonomi yönetiminin ilke ve uygulamaların-dan ibarettir. İslâm’da ilk toplumsal hareket olan zühd ve tasavvuf, İslâm’ın an-laşılması için tevhid ile birlikte önemle ele alınmalı ve incelenmelidir. Kur’ân’dan sonra ilk olarak bu hareketin Zühd ve Rekâik kitapları yazıya geçirilmiş, kavram ve klasikleri telif edilmiştir. Böylece tevhidin sosyal pratiği olan zühd hareketi, zühd ve tasavvuf adıyla bir şer’î disiplini vücuda getirmiştir.
Dr. Mevhibe Alptekin
12
Önceki peygamberlerle birlikte son Peygamber’e (s) vahyedilen Kitap ve O’nun üstün yaşamı (sünnet-i seniyye), Dâru’l-Erkam ve Ehl-i Suffe eğitim sis-temi, Zühhâd, Ubbâd, Hz. Ali, Ebû Esved Düelî (öl. 688) Hasan Basrî (öl. 728), Abâdile, zühd metinleri, Kitabü’z-zühd / İbn Hanbel (öl. 855), er-Riâye / Muhâsibî (öl. 857) gibi müellif ve klasikleri, İslâm’ın zühd hareketi tarihini ortaya koymuş-tur. Zühd hareketi, sosyo-ekonomik ve teopolitik gerekçelere dayanmaktadır.
Zühd hareketinin önündeki engel ayrımcılık, sömürü, spekülatif tüccar ve yağma ekonomisine dayanan müşrik Mekke ile mürted Medine aristokrasi-siydi. Medine’deki mürtedler Hz. Peygamber’in vefatından sonra cahiliye alışkan-lıklarına tekrar dönmeye yeltenmişlerdi. Bu iki aristokrasinin ortak özelliği ve giyim kuşamda benimsediği simge “ipek”ti. İpek, müşrik/mürted yönetici seçkin-lerin riyâ, israf, servet, şöhret ve şehvet saplantısını sembolize ediyordu. Buna karşılık zühd hareketinin simgesi önceki peygamberlerden tevarüs ederek benim-sediği doğayı, tevhidi, adalet ve özgürlüğü sembolize eden “sûf/yün”dü. Böylece yün sembolizmi, “العلم نقطة / ilim noktadır” metaforuyla izah edilen İslâmî episte-molojide şer’î ilimlere nazarî olarak tevhid, amelî olarak ta tasavvuf/fütüvvet disiplinini kazandırmıştır.
İslâm’ın ekonomi politiğini (şer’î siyaset) üstlenen bu fütüvvet (gençlik) hareketi, halk kitleleri üzerindeki saygınlığından ötürü iktidarların kimi zaman ihtiramına, çoğu zamansa takibine uğramıştır. Osmanlının kuruluş ilkelerinden uzaklaşması sonucu müsteşriklerin itibar suikastına uğrayan 14 asırlık fütüvvet kurumları, devasa evkâf mülk ve ekonomileriyle birlikte işgal kuvvetlerince yağ-malanmıştır. Son yüz yılda petrol gibi kaynakları sömürülen Osmanlı bakiyesi beldelerin kurtuluş savaşıysa, İslâm birliğinin sağlandığı tek cephe olan Filis-tin’de Kadirî el-Kassâm hamele-i Kur’ân dervişlerince sürdürülmüştür.
Hareketin tarihi, Türk üniversitelerinde tasavvuf tarihi adıyla ilk olarak 1914-15 eğitim-öğretim yılında okutulmuştur. Ancak Maârif Bakanlığınca Dâru’l-Fünûn’larda tasavvuf derslerinin okutulması lâyihasının 1908’de II. Abdülhamit Han’ın (öl. 1918) hal’inden sonra gündeme gelmesi hususu, kritik edilmemiştir. M. Ali Aynî (öl. 1945), Ebu’l-Ulâ Afifî (öl. 1966), Fuad Köprülü (öl. 1966), Ab-dulhalim Mahmud (öl. 1978), Ebu’l-Vefâ Taftazânî (öl. 1994), Abdurrahman Be-devî (öl. 2002) gibi yazarlar bile, bu tarihlerde oryantalizmin baskın olduğu şart-lar altında yer yer müsteşriklerden etkilenmişlerdir. Oryantalizm, İslâm’ı tahrif, gayr-ı İslâm’ı taltif amacıyla 1600’lerde uzun bir aradan sonra Almanya, İngiltere ve Fransa’da yeniden başlamıştı. Özellikle tasavvuf klasikleri, batı dillerine ter-cüme edilmiş; Adam Olearius (öl. 1671), Johann W. Von Goethe (öl. 1832), Fri-edrich Rückert (öl. 1866), Ignac Goldziher (öl. 1921), Reynold Nicolson (öl. 1945), Louis Massignon (öl. 1962), Arthur Arbery (öl. 1970), Arnold J. Toynbee (öl. 1975), Titus Burckhart (öl. 1984) gibi şarkiyatçılar tarafından incelenmişti.
Dr. Mevhibe Alptekin – Zühd Tarihi ve İlk Mutasavvıflar
13
Bazıları, Güney İslâm’ını etkisi hale getirdiklerini artık onlardan İngiliz çıkarla-rına karşı bir direniş olamayacağını vurguluyor, fakat İngiliz Kraliyetini Kuzey İslâm’ı Horasan tasavvufuna karşı son derece dikkatli olması gerektiği konusunda uyarıyorlardı.
Biz bu çalışmada, kritik analitik yöntemle zühd hareketinin doğuşunu, bilimsel bir disipline dönüşmesini, zühd ekollerini, sûfî kurum ve şahsiyetleri ele alacak; son iki yüzyılda tasavvufun red ve inkârının teopolitik nedenlerini irde-leyeceğiz. Hareketin mensupları, son iki yüzyılda kurtuluş savaşlarını başlatıp emperyalist işgallere direndikleri için işgalcilerin teorisyenlerince yakın takibe alınmıştır. Kaynağı, felsefi kökleri, eğitim yöntemleri araştırılarak sûfî teşekkül-lerin coğrafi ve mülkî haritaları çıkarılmıştır. Hareketin pasif hale getirilmesi için korku iktidarları tarafından önderleri şehid edilmiş, tecrit, hapis ve sürgünlerle susturulmak istenmiştir. Tekke ve zaviyelerin iktisadi teşekküllerine el konulmuş Kudüs, Mekke gibi beldelerdeki işletme ve mülkleri kapatılmıştır. Bütün bunlara rağmen ideoloji çağı sonrası (1970) tasavvufa yönelik ilgi ve eğilim giderek art-mıştır.
Kitapta zühd tarihi, sûf hareketi kavram ve kurumları, tasavvufun anlam kaymasıyla spekülasyonlara maruz kalan rabıta-tevessül-kerâmet gibi kavram-ları, İslâm’ın aslını muhafaza ve müdafaa eden zühâd ve ubbâdın teşekkül ve telifleri objektif yöntemle ele alınmaktadır.