Orak hücre anemili olgularda miRNA ekspresyon düzeyleri ile klinik parametreler arasındaki korelasyonun araştırılması


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi, SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ, MOLEKÜLER BİYOKİMYA VE GENETİK (DR), Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2022

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: GİZEM İNAL

Danışman: ABDULLAH ARPACI

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Bu çalışmada, orak hücre anemili olgularda mikroRNA ve diğer kan parametrelerinin düzeyleri ölçülerek hastalığın klinik şiddetine olan etkisi araştırılmıştır. Çalışmaya 43 orak hücre anemi hastası ile yaş ve cinsiyet olarak benzer 39 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Tüm bireylerden iki tüp kan alınmıştır. Bir tüpten tam kan sayımı ve HPLC yöntemi ile hemoglobin varyant analizi yapılmıştır. Diğer tüpten ise RNA izolasyonu yapılıp cDNA elde edilmiştir. Daha sonra ise RT-PCR yöntemi kullanılarak, olguların miRNA ekspresyon seviyesi ölçülmüştür. Klinik skorlama kriterlerine göre, her hastanın klinik skoru belirlenmiştir. Hastalar skorlarına göre asemptomatik, ılımlı ve ağır olmak üzere üç ana fenotip grubundan birine dahil edilmiştir. Çalışmada, hasta ve kontrol gruplarının tam kan sayımı parametreleri karşılaştırılmıştır. WBC, RBC, Hb, Hct, HbF düzeyleri hasta ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak önemli derecede anlamlı bulundu (p<0,001). MCV ve MCHC düzeyleri iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,012, p=0,028). Bunun yanı sıra, MCH düzeyleri iki grup arasında istatiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0,059). Ayrıca, HbF seviyeleri ve fenotip sınıflarına göre karşılaştırıldı ve asemptomatik, ılımlı ve ağır grup arasında HbF seviyeleri istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0,014). Hasta ve kontrol grubunun miR-326, miR-144 ve miR-150 ekspresyon düzeyleri karşılaştırıldığında hasta grupta anlamlı bir şekilde düşük eksprese edilmiştir (p=0,004, p<0.001, p=0,004). Bu sonuçlar bize; miRNA'ların orak hücre anemisi patofizyolojisinde, karmaşık düzenleyici yolaklara katkıda bulunabileceğini ve klinik heterojenitenin tanımlanmasına yardımcı olabileceğini göstermektedir.