Periodontitis evreleri ile diş eti oluğu sıvısı ve serumdaki sklerostin seviyeleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi


Şık H. İ. (Yürütücü), Telli A. G.

Yükseköğretim Kurumları Destekli Proje, BAP Araştırma Projesi, 2025 - 2026

  • Proje Türü: Yükseköğretim Kurumları Destekli Proje
  • Destek Programı: BAP Araştırma Projesi
  • Başlama Tarihi: Mayıs 2025
  • Bitiş Tarihi: Mayıs 2026

Proje Özeti

Periodontitis, dişlerin destekleyici dokularını--özellikle alveolar kemik, diş eti ve periodontal ligamenti--etkileyen, ilerleyici karakterde kronik inflamatuar bir hastalıktır. Hastalığın patogenezinde, inflamatuar sürecin yönlendirdiği kemik yıkımı; periodontal patojenler ile konağın immün yanıtı arasındaki çift yönlü etkileşim sonucunda meydana gelir.

Kemik metabolizmasının düzenlenmesi, sitokinler, kemokinler, hormonlar ve biyokimyasal stimülasyonlar gibi çeşitli lokal ve sistemik faktörlerin etkisiyle işleyen karmaşık sinyal iletim yollarını kapsamaktadır. Busüreçte yer alan, sklerostin isimli glikoprotein, Wnt sinyal yolu üzerinden osteoblastogenezisi baskılayarak kemik rezorpsiyonunu teşvik eder. Sklerostin ayrıca osteoblast ve osteositlerin canlılığını azaltmakta ve kemik morfogenetik protein (BMP) sinyallerini inhibe ederek kemik oluşumunu engellemektedir.

Son yıllarda periodontoloji alanında biyobelirteçlerin tanısal ve prognostik değerleri üzerine yapılan çalışmalar artmıştır. Bu biyobelirteçler, yalnızca hastalığın erken tanı ve tedavi sürecine katkı sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda hasta eğitimi, tedaviye uyumun arttırılması ve sağlık hizmetlerinin planlanması gibi alanlarda da önemli avantajlar sunmaktadır. Kan, serum, plazma, tükürük ve dişeti oluğu sıvısı biyobelirteç analizlerinde sık kullanılan biyolojik örnekler arasında yer almaktadır.

Periodontal doku yıkımında görev alan konak kaynaklı immünoinflamatuar mediatörler ve proteolitik enzimlerin, hastalığın tanı ve prognozunda yüksek klinik değere sahip olduğu gösterilmiştir. Bu bağlamda, biyobelirteç araştırmaları, periodontitisin yönetiminde yenilikçi ve bireyselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine olanak tanımaktadır.